
Renkli kişiliği ve sanatsal yönü ile ön plana çıkan Ayhan Sicimoğlu, müzisyen kimliğinin yanı sıra aynı zamanda dalgıç, ressam, radyo-televizyon yapımcısı, fotoğrafçı, yelkenci ve gezgin. Sicimoğlu, 2006 yılından beri televizyon programlarında meraklılarını yeni yolculuklara çıkarmaya devam ediyor.
Ayhan Sicimoğlu latin müziği denilince akla gelen ilk isimlerden biri. Uluslararası üne sahip olan sanatçı uzun yıllar yurtdışında yaşamış. Müziğin ve ritmin hayata renk kattığını düşünen Sicimoğlu, başarısının sırrını ise meraklı olmasına bağlıyor. Sicimoğlu “Benim hayat felsefem merak üzerine kurulmuştur. Bence insanların başarılı olmasında meraklı olması önemli yere sahip.” diyor. Biz de Ayhan Sicimoğlu ile başarılı ve renkli hayat hikayesi üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.
Müziğe olan ilginiz nasıl başladı?
Ben ilkokuldan itibaren Amerikan Koleji’nde okudum. O zamanlardan beri müzik yapıyorum. Babam “Her çocuğum en az iki enstrüman çalacak ve en az iki lisan konuşacak.” derdi. Ben de her zaman müziğin içindeydim. Talas Amerikan Koleji’nin orkestrasındaydım. 12 yaşındayken arkadaşlarımla bir grup kurarak davul çalmaya başlamıştım. Sonra Tarsus Amerikan kolejinde liseyi okudum mezuniyet sonrası Yurtdışına gitmeye karar verdim. İngiltere’de fotoğrafçılık eğitimi aldığım dönemde kafelerde, barlarda perküsyon çalıyordum ama önemli bir müzisyen değildim. Müzikten hayatımı kazanmaya başladım. Daha sonra Roma’ya taşındım. Bu şekilde 76-81 yılları arasında Roma’da yaşadım. Sonra uzun yıllar New York da oturdum Türkiye’ye kesin dönüş yapınca Latin All Stars grubunu kurdum.
Hayatınıza müzisyen olarak başladınız. Peki dünyayı dolaşma fikri aklınıza nerden geldi?
Dolaşma fikri her zaman aklımdaydı. Dolaştığım yerleri film yapmak aklımda yoktu. Ben zaten geziyordum ve gezdiğim yerleri insanlar ile paylaşmak istedim. Gideceğim yerleri, ben seçiyorum kamera beni takip ediyor.
Çok fazla kimliğiniz var. Bu uğraşların hepsini birden bir arada nasıl yapıyorsunuz? Bunları size yaptıran nedir?
Merak diyebilirim. Benim hayat felsefem merak üzerine kurulmuştur. Her şeyi merak etmemiz lazım. İnsanların ne yaptığı ile ilgilenmek yerine mesela bir eşyanın neden yapıldığını bilmek daha önemli. Bence insanların başarılı olmasında meraklı olması önemli yere sahip. Araştırmak ve araştırmacı bir ruha sahip olmak gerekiyor.
HERKESİN HOBİSİ OLMASI LAZIM
Kariyerini planlama aşamasında olan gençlere önerileriniz neler?
Gençlerin meraklı olmalarını ve mesleklerine karar verirken ailelerinin etkisinde kalmamalarını öneririm. İşlerinin dışında bir hobileri olması lazım. Mesela yurtdışında herkesin bir hobisi var. Küba’da sokakları süpüren bir çöpçüyü akşam dans kursunda görebiliyorsunuz. Hayata bizi bağlayacak bir şeyler olmalı. Örneğin benim kızım Fransa’da yaşıyor. Orada arkadaşları her hafta bir konu belirleyip onun hakkında konuşuyorlar. İçlerinde şair, tiyatrocu ve müzisyen olan var. Kızım da opera söylüyor. Hafta içi herkes belirlenen konu için çalışıyor ve o konu hakkında tartışıyor. Bazen de tiyatro oyunu oynuyorlar. Yani hem sosyalleşiyorlar hem de hobileri oluyor.
Mazhar Alanson sizin için yazdığı ‘Peki peki anladık’ şarkısının sözlerini ilk duyduğunuzda ne hissetmiştiniz?
Çok komik geldi. Mazhar benim için yazmıştı. Hemen düzenlemeye karar verdim ve tek gitarlı bir şarkıdan tuhaf ritimli bir şarkı çıktı ortaya.
Türkiye’de müzik hangi noktada? Müzik sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu anda sektöre elektronik müzik hakim. Artık makine çalıyor, insan çalmıyor. O yüzden şarkılarda ruh yok. Ben yeni albümüm için iki yıl boyunca enstrümanlarla çalıştım.
Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pek boş vaktim olmuyor. Akut için bir kampanya yapıyorum. Amerika’da idare heyetinde bulunduğum INA (Institute of Nautical Archeology) Türkiye’ye deprem yardımı yapmak istediğinde bir searchcam talebinde bulunmuştum. Bu cihaz dünyada ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çok sayıda hayat kurtardı. Ama şu an kullanılamaz durumda. Yenisini bağışlayabilmek için bir yardım kampanyası başlattık. Searchcam adlı alet enkaz altına açılan bir delikden giriyor ve muhtemel canlı kazazedeler ile görüşüyor video ve ses aygıtları ile araştırma yapıyor. 10 bin dolara bir alet alacağız. Öncelikle herkes “Ben bugün ne yaptım demeli?” İlk önce ailesi daha sonra tabiat ve doğa için bir şeyler yapmalı. İstanbul’da gökdelenler yapılıyor. Onun yerine kaldırımlar genişletilmeli ve insanlar yürüyebilmeli. Arabayı bırakmamız lazım. Ayrıca çok fazla göç alıyoruz. Aslında göç olmazsa tarım ve turizm ülkesi olacağız ama imkanlarımızı doğru şekilde kullanamıyoruz.
Ayhan Sicimoğlu beslenmesinde nelere dikkat eder?
Güne sütlü çay içerek başlarım. Kahvaltı genelde yapmam. Akşam yemeğine ağırlık veririm. Fusion mutfak severim. O yüzden en sevdiğim yemek şudur diyemem.
Gelecek hedefleriniz neler?
Anılarımı bir kitapta toplamayı düşünüyorum. Ayrıca TV için bir show programı düşünüyoruz. Hem eğlenceli hem de öğretici bir şov olacak. Şov esnasında tüyolar vereceğim.
Kısa Kısa
En son okuduğunuz kitap?
Ottoman Brothers by Michelle Campos, Ermeni Sorununu Anlamak Uluç Gürkan, Empires of the Sea by Roger Crowley
En sevdiğiniz müzisyenler?
Dünyada Stevie Wonder, Türkiye’de ise MFÖ ve Kerem Görsev.
En sevdiğiniz mutfak?
Fusion mutfak
Businews
Nilgün Şirvanlı
Ayhan Sicimoğlu: "Bağıran Aşçıdan Yemek Yenmez"

"Food in Life" dergisi Şubat 2011
Mazhar Alanson'un "Peki peki anladık" şarkısını ithaf ettiği ünlü perküsyon ustası Ayhan Sicimoğlu, dünyanın dört bir yanını gezerek gördüğü tüm güzellikleri ve tattığı lezzetleri takipçilerine en renkli haliyle aktarıyor. Türkiye'den önce dünyanın keşfettiği yetenek Sicimoğlu, müzikte olduğu kadar yeme içme sektöründe de adından sıkça söz ettiren bir kişi. Bu ay dergimizin kapağında konuk ettiğimiz Ayhan Sicimoğlu ile Electrolux Profesyonel stüdyosunda bir araya gelerek oldukça keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik...
Adını müzik ile duyduğumuz Ayhan Sicimoğlu, dünya çapında gezip gördüğü yerlerden çıkardığı seyahat notlarında yemeğe de sıkça yer vermesi ile gündeme geliyor. Televizyonda lezzetli programlara imza atan Sicimoğlu’nun, yemekle olan serüveni İtalya’da başlar... İtalyan kültürü ile yoğrulan Sicimoğlu, İtalyanlara olan hayranlığı ile de biliniyor. Türkiye’de erkeklerin futbol konuştuğu gibi İtalya’da da yemek konuştuklarından bahseden Sicimoğlu, İtalyan erkeklerinin birçoğunun yeme içme sektöründe faaliyet gösterdiğini dile getiriyor.
Roma’ya fotoğrafçı olarak gittikten sonra müzisyen olarak döndüğünü söyleyen Ayhan Sicimoğlu, dj olan Roma’daki ev arkadaşı ile radyo programında ilginç bir şekilde yemek yapmaya başladıklarını anlatıyor. Şarkı aralarında makara konusu olarak başlayan yemek tarifleri kısa süre içerisinde tüm Roma tarafından dinlenir olmuş. İtalyan mutfağı ile başladığı yemek serüveninde dünya mutfakları ile yol alan Sicimoğlu, İtalyan ve Türk mutfağı karşılaştırıldığında Türk mutfağını daha zengin buluyor.
“Türkiye Akdeniz mutfağının anasıdır”
Sohbet sırasında mutfak kültürlerine değinen Sicimoğlu, Osmanlı saray mutfağının eşi benzeri olmadığını düşünüyor. Tüm ülkelerin geçmiş zamandan bu yana mutfaklarını değerlendiren Sicimoğlu, son yıllarda revaçta olan ülke mutfaklarının geçmiş zamanda mutfak kültürüne dahi sahip olmadığını söylüyor. Geçtiğimiz günlerde yaptığı bir restoran ziyaretinde restoranın Portekizli sahibinin kendisine “Türkiye Akdeniz mutfağının anasıdır” demesiyle büyük gurur duymuş.
Bugüne dek birçok dünya ülkesini ziyaret ederek mutfakları hakkında bilgi edinen Sicimoğlu favorileri arasında Peru mutfağı var… Peru mutfağının çiğ balığı dünyanın nadide lezzetleri arasında olduğunu söylüyor ve bunun gibi birçok özel yöresel lezzeti keşfettiğini de ekliyor.
Adana’nın ciğeri… Ürgüp’ün peyniri…
Eğitiminin bir bölümünü Adana Tarsus’ta tamamlayan Sicimoğlu, Adana’da ciğerin sabah saatlerinde tüketildiğinden bahsediyor. Ayhan Sicimoğlu’ndan aldığımız bilgiye göre, ciğer geceden tuzda bekletilerek yumuşatılıyor ve daha sonra şişte pişiriliyor. Ciğerin mikrobiyolojik yönden risk taşımaması için Tarsus’ta ciğerin erken saatlerde tüketiliyor. Yine Adana’daki Kemal Özgür kebabından da bahsetmeden geçemeyen Sicimoğlu, Adana mutfaklarında çok özel etlerin kullanıldığını dile getiriyor. Verilebilecek daha birçok örnek olduğunu da vurgulayan Sicimoğlu, Türk mutfağının bu nedenle oldukça zengin olduğunu yineliyor. Ürgüp Göreme maceralarını da anlatmadan geçmeyen Sicimoğlu, köylüler tarafından getirilen küflü peyniri tattıktan sonra dünyada en iyi küflü peynir olduğuna karar vermiş.
Dünyanın en pahalı kahvesi Luwak
Farklı kültürlerin yemeklerinin yanı sıra içeceklerini de tanıyan Ayhan Sicimoğlu, Küba kahvesinden bahsediyor. Türk kahvesi gibi; sade, orta veya şekerli seçeneklerinin sunulmadığı Küba’da tüm kahveler reçel kıvamında tatlı bir şekilde sunulduğunu çünkü kahvenin şekersiz tadının alınamadığını öğreniyoruz. Türk kahvesinde ise bunun aksine sade tüketildiğinde tat alınıyor. Bunu kahvelerin değil damak tatlarının farklılıklarına bağlayan Sicimoğlu, copi luwak deneyimini de bizlerle paylaşıyor. Dünyanın en pahalı kahvesi olarak nitelendirilen copi luwak’ın sansarın mide özsuyu içinde olgunlaştırılıyor ve olgunlaşan kahve çekirdekleri sansarın dışkısı içinden ayıklanıyor.
“Türkler kötü yemek yiyemezler”
Türk mutfağının modernize edilemediğinden yakınan Sicimoğlu, Türk mutfağına ait lezzetlerinin evlerde ve saraylarda kaldığını ve profesyonel mutfaklarda yapılamadığını dile getiriyor. Yemeklerin yapılamamasının yanı sıra sunumların da yanlış olduğunu düşünen Sicimoğlu, Türk mutfağına tanıtmak adına farklı ülkelerde sempozyumlar yapılması gerektiğini söylüyor. Örneğin Girit’te yapılan etkinlikte en çok rağbet gören masanın Türk yemekleri ile donatılmış olduğunu vurgulayan Ayhan Sicimoğlu, bu tür etkinlikler yapmamız gerektiğini belirtiyor. Perulu bir arkadaşının sözünden örnek veren Sicimoğlu: “Türkler kötü yemek yiyemezler” sözü ile yabancıların dahi bunu kavradığını dile getiriyor.
“Eğer anneniz iyi bir aşçı ise yemek kültürünüz de o yönde iyi olur” diyen Sicimoğlu, kendi annesinin de oldukça iyi bir aşçı olduğunu vurguluyor. Ufak yaşta yuvadan ayrılarak Tarsus Amerikan Koleji’nde yatılı okuyan Sicimoğlu, orada da iyi yemekler tatmış ancak anne yemeklerinin yerini hiçbiri tutmamış.
Bağıran aşçıdan yemek yenmez!
Viyana’da bir film çekerken iyi bir restoran arayışına giren Sicimoğlu, kendisine tavsiye edilen sarayın bahçesindeki sera konseptinin hakim olduğu bir restorana yolu düşmüş ve bu restoranda etrafa bağıran-çığıran bir aşçı ile karşılaşmış. Restoran müdürünün kendisine bir şeyler ikram etmek istemesi üzerine müdürü reddeden Sicimoğlu, negatif bir aşçının bunu yemeklere de yansıtacağını düşündüğü için mekanda yemek yemekten vazgeçmiş.
Türk şeflerini oldukça beğendiğini dile getiren Ayhan Sicimoğlu, İstanbul’da yemek yediği restoranları da beğeniyor. Türk mutfağının zahmetli olduğunu düşünüyor bu nedenle evde de yabancı yemekleri tercih ediyor. Türk mutfağına bağlı yöresel ürünlerin de kullanımını bilmek gerektiğine inanan Sicimoğlu, otların ve baharatların ne kadar ekleneceği gibi basit kuralları bilmenin mutfakta büyük fayda sağladığını söylüyor.
“En beğendiğin şarap en iyisidir”
“Yemek ve şarap ortamın ambiyansına göre değişiyor” diyen Sicimoğlu, aynı yemeği ayak üstü bir yerde yemekle kalabalık bir masada muhabbet eşliğinde yemenin farkından bahsediyor. Bu mevzuda yine bir arkadaşının sözünü paylaşıyor Ayhan Sicimoğlu bizlerle; “Hangi şarap iyidir sorusuna, en beğendiğin şarap en iyisidir” … Şarap kültürünün son yıllarda Türkiye’de büyük gelişme gösterdiğini düşünen Sicimoğlu, şarabın doğduğu Türk topraklarında kültürün bu kadar geride kalmasını da garipsiyor. Fransa ve İtalya’da şarap üretilen toprakların denetlendiğini anlatan Ayhan Sicimoğlu: “Şarabı İtalya ve Fransa gibi Türkiye’de de hükümetin desteklemesi gerekiyor” şeklinde konuşuyor. Ayhan Sicimoğlu en sevdiği şarabı sorduğumuzda ise “Şiraz” yanıtını veriyor.
Megalife İzmir Ocak 2012

Timeout Ocak 2012
